Eğitim İş İzmir 4 Nolu Şubesi

SİLİVRİ’DEN ADALET ÇAĞRISINDA BULUNDUK

Sendika Haberleri

SİLİVRİ’DEN ADALET ÇAĞRISINDA BULUNDUK

Eğitim-İş olarak, yalnızca düşüncelerini ifade ettikleri, demokratik haklarını kullandıkları için tutuklanan öğrencilerin, gazetecilerin, siyasetçilerin ve hukuksuzluklara karşı ses çıkaran yurttaşların maruz kaldığı adaletsizliği Silivri Cezaevi önünde protesto ettik, tutuklu öğrencilerin derhal tahliye edilmesini istedik. 
Silivri Cezaevi önünde yaptığımız basın açıklamasına, Merkez Yönetim Kurulu Üyelerimiz ile şube ve temsilciliklerimizin yönetim kurulu üyeleri katıldı. 
Genel Başkanımız Kadem Özbay’ın burada yaptığı açıklama şöyle:

Bugün burada yalnızca düşüncelerini ifade ettikleri için, demokratik haklarını kullandıkları için Silivri Cezaevi'nde tutulan öğrencilerin, gazetecilerin, siyasetçilerin ve hukuksuzluklara karşı ses çıkaran tüm yurttaşların sesi olmak için toplandık.
Bu ülkenin gençleri, bu ülkenin geleceği olan öğrenciler, hiçbir suçu olmadan özgürlüklerinden koparılmış durumda. Onlar sadece anayasal haklarını kullandılar; konuşma haklarını, toplanma haklarını, itiraz etme haklarını… Şimdi ise karanlık duvarların, demir kapıların ardında tutuluyorlar. Neden? Çünkü susturulmak isteniyorlar!
Öğrencilerimiz, gençlerimiz, gözaltı süreçlerinde ve cezaevinde insanlık dışı muamelelere maruz kaldıklarını açıkça söylüyorlar. Çıplak arama, fiziksel şiddet, işkence... 2025 yılında, bir hukuk devletinde bunlar konuşulmamalıydı bile! Ama ne yazık ki yaşanıyor, ve yaşatılıyor. Bu utanç hepimizin hanesine yazılıyor.
Bu gençler eğitim hakkından da mahrum bırakılıyor. Sınavları başlamak üzere, ama onlar ders çalışamıyor. Sınavlarına hazırlanamıyor, kitaplarına erişemiyorlar.
Ayrıca, öğrencilerimiz sadece özgürlüklerinden değil, aynı zamanda geleceklerinden de mahrum bırakılıyorlar: 
•⁠  ⁠Üniversitelerde bulunamadıkları için sınıf tekrarı riskiyle karşı karşıya kalıyorlar, 
•⁠  ⁠Sınav haklarını kullanamadıkları için akademik ilerlemeleri durduruluyor, 
•⁠  ⁠KYK yurtlarından çıkarılarak barınma hakları fiilen ellerinden alınıyor, 
•⁠  ⁠Devlet destekleri ve bursların kesilmesiyle ekonomik olarak çaresiz bırakılıyorlar, 
•⁠  ⁠Eğitim hayatları sekteye uğratılarak gelecekleri bilinçli biçimde baltalanıyor.
Bu durum sadece bireysel bir adaletsizlik değil, aynı zamanda ülkenin geleceğine vurulmuş büyük bir darbedir.
Cezaevinde günlerdir sadece tek öğün yemek verildiği, aynı kıyafetlerle yaşamaya zorlandıkları ifade ediliyor. Ne sağlık, ne hijyen, ne de insanlık… Hiçbiri yok. Peki biz sessiz mi kalacağız?
Buradan açıkça soruyoruz: Bu çocukların suçu nedir? Demokratik bir ülkede, demokratik bir şekilde düşünce beyan etmek mi suç? Ailesine, okuluna, arkadaşlarına kavuşmak isteyen bu gençlere uygulanan düşman hukuku kabul edilemez! Onlar bizim çocuklarımız, onlar bu ülkenin evlatları! Bu ülkenin çocuklarını düşman gibi görmek, onları düşman gibi yargılamak, halkı bölmek, toplumsal ayrışmaları derinleştirmektir.
Adaletin terazisi şaşmamalı! Bu ülkenin gençlerine yapılan bu zulmün hesabı bir gün mutlaka sorulacaktır. Biz buradan bir kez daha haykırıyoruz: Bu adaletsizlik bir an önce sona ermeli! Gençler derhal serbest bırakılmalı, eğitimlerine kaldıkları yerden devam edebilmelidir.
İşkence ve kötü muamele iddiaları derhal bağımsız bir şekilde soruşturulmalı ve sorumlular yargı önüne çıkarılmalıdır. Bu ülke, adaletsizlik üzerine kurulamaz! Gençliğini cezaevlerinde çürütmeye çalışan hiçbir iktidar, tarihin vicdanında aklanamaz!
Unutmayın: Bugün susturulan her ses, yarın hepimizin boğazında bir düğüm olur. Bugün çalınan her gelecek, yarın ülkemizin karanlığa mahkûm edilmesidir. Onların özgürlüğü, bizim özgürlüğümüzdür. Bu mücadele, hepimizin mücadelesidir.
Bugün burada, sadece öğrenciler için değil, aynı zamanda özgür basının sesi olan gazeteciler için, halkın iradesini temsil eden siyasetçiler için, hukuksuzluğa boyun eğmeyen her bir yurttaş için de adalet talep ediyoruz.
Adalet istiyoruz! Hemen şimdi, derhal! Özgürlük istiyoruz! Gençlerimize, gazetecilere, siyasetçilere, yurttaşlarımıza, geleceğimize, bu ülkenin vicdanına sahip çıkıyoruz!

Tarihin vicdanında asla kabul edilemez”

Cumhuriyetin eğitimcileri olarak bu ülkenin geleceği olan gençlerimizle, çocuklarımızla görüşmek için buraya geldik. Genel merkez avukatımız ve iki bölge avukatımızla birlikte görüşme talebinde bulunduk. Eğitim-İş Genel Başkanı olarak ben de 3 üyemizin çocuğuyla en azından onlarla birebir görüşmek istediğimizi ilettik ama içerisi de ziyaretçiler için, halk için bu ülkenin en büyük sendikalarından Eğitim-İş örgütünün temsilcisi görüşmesi, savcı ve içerideki yetkililerin tamamen keyfi kararına bağlı. Bir saatten fazla içeride, bir telefonun başında ‘Evet, görüşebilirsiniz’ derler mi, demezler mi diye bekletildik. 3 avukatımızın savcıyla birebir görüşme talebi kabul edilemedi. Sonra tabii ki hukukçu oldukları için hukukçu kimlikleriyle avukat arkadaşlarımız içeriye girdi, öğrencilerimizle görüştü. İçerideki durum nedir diye sorduğumuzda çocuklar diyor ki, ‘Herkes öksürüyor’. Bir salgın şüphesinden bahsediyorlar ve bununla ilgili talepte bulunuyorlar. Yalnızca aralarından 3-4 çocuğumuz seçiliyor. Revirde bir kontrol yapılıyor. ‘Bir şey yok’ diye tekrar geri gönderiliyor. İşte tablo bu aslında. Bir ülkenin geleceği olan gençler eğer tutsak tutuluyorsa bugün gerçekten adil bir mahkemede yargılansalar alacakları cezanın yatarı bile yokken günlerdir, bayramda bile ailelerinden, yakınlarından koparılıyorsa bu tarihin vicdanında asla kabul edilemez.”

 

KATEGORİDEKİ DİĞER HABERLER

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımız Kutlu Olsun

DEVAMI

İŞ BIRAKTIK! YOKSULLUĞA KARŞI ve iNSANCA YAŞAM TALEBiYLE MEYDANLARDAYIZ!

Eğitim-İş olarak; konfederasyonumuz Birleşik Kamu-İş’e bağlı sendikalarımızla birlikte, AKP iktidarının emekçiyi yoksullaştıran, sermayeyi koruyan ekonomi politikalarına karşı; insanca yaşam, adil ücret ve hakça paylaşım talebiyle üretimden gelen gücümüzü kullanarak 81 ilde iş bıraktık, Türkiye’nin dört bir yanında meydanlara çıktık.

Ankara’da, Konfederasyonumuz Birleşik Kamu-İş ile birlikte TBMM Dikmen Kapısı’ndan gerçekleştirmek istediğimiz basın açıklaması güvenlik güçlerince engellendi; polis müdahalesi sırasında Olgunlar Caddesi’nde bir arbede yaşandı.

Genel Başkanımız Kadem Özbay, Genel Sekreterimiz Seher Ergin, Genel Mali Sekreterimiz Doğan Dağdelen, Genel Örgütlenme Sekreterimiz Bülent Metin, Genel Özlük-Hukuk ve TİS Sekreterimiz Yeliz Toy ve Genel Eğitim Sekreterimiz Veli Fırat Şimşek’in katıldığı eylemde Konfederasyonumuz Birleşik Kamu-İş Genel Başkanı Orhan Yıldırım’ın yaptığı açıklamanın tam metni:

“Sevgili arkadaşlar, bugün yandaş televizyonlarda “iş bıraktılar, mağduriyet yarattılar” haberleri yapılacak. Hükümet yandaşı kalemler -hep alışık olduğumuz gibi- bizi hedef gösterip “nankörlükle”, “vefasızlıkla” suçlayacak. 

Peki gerçek ne? Bugün Türkiye’nin en büyük üçüncü memur konfederasyonu Birleşik Kamu-iş olarak neden işyerlerimizde değil meydanlardayız? Söyleyelim: asıl nankörlük, asıl vefasızlık biz kamu emekçilerine yapıldığı için. Adına Toplu Sözleşme dedikleri rezil tiyatroda emeğimizin hakkını gasp edenler, şimdi biz emekçilerin durumunu gözetmeden bütçe yaptıkları için.

Nasıl bir yoksulluk sarmalına atıldığımızı, göz göre göre nasıl nefes alamaz hale getirildiğimizi doğruca anlatabilmek için yakın geçmişe bir bakalım:

Halk olarak içine düştüğümüz ağır ekonomik krizin karanlık tohumları yıllar yıllar önce, aynı iktidar tarafından atıldı. Özelleştirme eliyle Cumhuriyet yadigarı olan fabrikalar satıldı, yandaş iş insanlarına alan açıldı, ülkemiz üretmeden tüketen bir ülke haline getirildi. “Dolarla mı maaş alıyorsunuz, size ne dolardan” denirken ülkede tuvalet kağıdı almak için bile dolar kuru takip edilir hale geldi. Üstüne bir de “faiz sebep, enflasyon sonuç” gibi, kabul gören tüm ekonomi doktrinleriyle çelişen bir zihniyette yıllardır sürdürülen ısrar, ülkede yoksulun daha yoksul zenginin daha zengin olduğu, ekonominin orta direği denen orta sınıfın yok olduğu bu karanlık ekonomik iklimi getirdi.

Ülkede asgari ücret genel ücret haline getirildi, asgari ücret ve onun sadece biraz üstü maaş alanlar kayıtlı istihdamın yüzde 70’ine ulaştı. Yani ülkenin çalışan, üreten yurttaşları, en çok vergiyi verip asgari, yani en az ücreti alır hale geldi. Türk İşçi Sınıfı, tarihinin en emek körü yönetim anlayışının elinde günden güne daha da yoksullaştı ve bundan kamu emekçisi de payını çok ağır biçimde aldı.

Bu yıl yetkili konfederasyon olarak bizim de oturduğumuz Toplu Sözleşme masasında ortadaki ağır tabloyla zerre uyuşmayan, adeta hakaret niteliğindeki zam tekliflerini ifşa etmiştik. Diğer konfederasyonlara “yapısı belli ve hükümetin noteri gibi çalışan hakem heyetine gidip bu hakaret zamlarını meşrulaştırmayın” demiştik. Sonuçta ne yazık ki dediğimiz gibi oldu. Herkesin durduğu yeri de, hakem heyetinin adına “zam” dediği o utanç rakamlarını da tarih yazdı. Eylemler yaptık, masadaki her rezilliği ifşa ettik. O masada verilmeyen ancak ufak kanun değişiklikleriyle kamu emekçisine sağlanabilecek birçok hak için raporlar hazırladık, Meclis’te grubu bulunan tüm siyasi partilere bu çalışmalarımızı sunup “Sadece basit kanun değişiklikleriyle kamu emekçisinin içine düştüğü bu darboğazı biraz olsun rahatlatabilirsiniz” dedik. 

Düzenli olarak, TÜİK’in hayal aleminden bildirdiği rakamların aksine çalışmalar yaparak açlık ve yoksulluk sınırının ulaştığı boyutu ortaya koyduk. Bu gerçekleri yetkililere duyurmaya çalıştık.

Bakın Konfederasyonumuzun Ar-Ge birimi KAMU-AR’a  göre Kasım 2025 itibarıyla açlık sınırı 30 bin 327 lira, yoksulluk sınırı ise 93 bin 697 lira düzeyinde. Bu ne demek? Bu kamu emekçilerinin ezici bir çoğunluğunun yoksulluk sınırının çok çok altında yaşadığı ve alım gücünün günden güne erimesi nedeniyle açlık sınırına her gün biraz daha yaklaştığı görülüyor demek. Bu gelen daha da rezil ve sefil günlerin ayak sesleri demek. Birileri kendi yarattığı krizin faturasını utanmadan emekçilere ödetmeye çalışıyor demek.

Toplu sözleşme masasında memurun haline kulak vermediler, asgari ücretin belirleneceği masada işçi bile yok, şimdi de halktan alınan vergilerle oluşan bütçeyi, biz emekçileri, halkı görmezden gelerek şekillendiriyorlar. Bu pişkinliğe artık yeter diyoruz!
Bakın üst düzey kamu yöneticilerine bir seyyanen zam gevelediler. Ağır tepki verdik, her yerde bunun nasıl bir rezillik ve adaletsizlik olduğunu anlattık. Bir iyileştirme yapılacaksa bunun tüm kamu emekçilerini kapsaması gerektiğini, aksi bir durumun kamu çalışma yaşamındaki gelir adaletsizliğini daha da büyüteceğini, bunu asla kabul etmeyeceğimizi söyledik. Sonrasına hemen geri adım attılar. Oysa söz konusu iyileştirmeyi tüm kamu emekçilerine yaymak, bir kez olsun emekten yana tavır göstermek de mümkündü.

Şimdi bütçe hazırlanırken de aynı emek düşmanlığını görüyoruz. 

Bütçe’de hak yok, halk yok, işçi sınıfı yok, matematik yok, vicdan yok… Sermaye var, yandaşların çıkarları var, zenginin ağzına çalınan parmak parmak ballar var.

Bütçenin yükü dolaylı vergilerle zaten yoksulluktan beli bükülmüş emekçi ve açlık sınırının bile altına atılmış emeklilerin sırtına bindirilirken kamu kaynakları sermaye gruplarına aktarılıyor. Sosyal devlet ilkesi görmezden gelinerek hazırlanan bütçede, halkın refahını gözeten en ufak bir hamle yok.

En zenginlerin sırtı kamu teşvikleri ve vergi sıfırlamalarıyla sıvazlanırken, bu bütçeye göre halk yine en çok vergiyi ödeyip yine en az hizmeti alacak.

Oysa halkın vergileri şirketlerin kâr hanesine değil, yurttaşların ihtiyaçlarına ayrılmalıdır.

Bütçe, halkın ortak kaynağıdır. Bu kaynaktan en büyük pay emekçiler, emekliler, gençler ve engelliler başta olmak üzere yoksul halkımızın tamamına ayrılmalıdır. Bütçe, ekonomi gemisinin rotasıdır; rotası adil ve bilimsel şekilde belirlenmeyen bu geminin daha da derin ekonomik krizlerin kıyısına vuracağı ne yazık ki gün gibi ortadadır.

Biz emekçiler olarak bu olmasın diyoruz!

Artık yeter, yaşayamıyoruz diyoruz!

Sorumlusu olmadığımız bu krizin faturasını ödemeyi reddediyoruz!

İnsanca çalışma şartları ve insanlık onuruna yaraşır ücretler istiyoruz ve alacağız!

Yoksulluk sınırının üstünde maaş İSTİYORUZ!

Sadece ayrıcalıklı bir zümre için zikredilip sonra geri çekilen seyyanen zammın emekçi ve emeklilerin tamamına verilmesini İSTİYORUZ!


Yan ödemelerin tamamının emekli aylıklarına yansıtılmasını İSTİYORUZ!

Gelir vergisinin %15’e sabitlenmesini İSTİYORUZ!

Enflasyon farkının aylık olarak ödenmesini İSTİYORUZ!

Yılda 4 ikramiye İSTİYORUZ!

Kira yardımı İSTİYORUZ!

Kamu emekçisinin umudu olan Birleşik Kamu-İş olarak altını çiziyoruz: Bu iş bırakma eylemimiz bir uyarıdır. Kamu emekçisi, gasp edilen hakları teslim edilmedikçe üretimden gelen gücünü kullanmayı da demokratik hakları çerçevesinde mücadele etmeyi de sürdürecektir.

Nasıl belirlendiği belli olmayan yalancı enflasyon rakamlarını, ekonomik krizin faturasının önümüze koyulmasını, milli gelirden almamız gereken payın gasp edilmesini kabul etmiyoruz!

Haklıyız!
Direneceğiz!
Kazanacağız!

DEVAMI

Etkinlik Takvimi

Foto Galeri

  • Şube Açılışı
  • Başkanlar Kurulu
  • Milli Bayramlar
  • Basılı Basın

Videolar

  • Eğitim İş Yükseköğretim Şubeleri Yükseköğretim Kurumunu Ankara da Uyardı
  • Üniversitelerde Yurt Sorunu ile İlgili Şube Başkanı Elbey Kale nin Açıklaması
  • Ege Üniversitesi Kreş Hakkının Kaldırılmasını Protesto Ettik
  • Ege Üniversitesi Kreş Hakkının Kaldırılmasını Protesto Ettik