Eğitim İş İzmir 4 Nolu Şubesi

İKÇÜ Rektörlüğü Derhal Yaptığı Yanlıştan Dönmeli

Duyurular

İKÇÜ Rektörlüğü Derhal Yaptığı Yanlıştan Dönmeli

Eğitim İş İzmir 4 No.lu Şube (Yükseköğretim Şubesi) Açıklama

Nuray Aras, 2022 yılında KPSS puanı ile atandığı İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Destek Hizmetleri ve Güvenlik Birimi’nde hizmetli olarak çalışmaya başladı.

Ağır engelli oğlu için özel eğitim alması gereken günlerde kurum tarafından idari izin kullandırılmadığından tüm yıllık ve mazeret izinlerini oğlunun özel eğitimlerinde ona eşlik edebilmek için kullanmak zorunda bırakıldı.

“Bakmakla yükümlü olduğu ağır engelli yakını olan memurun fazla çalışma ve gece çalışmasından muaf olduğuna” dair dilekçe verene kadar hafta sonları yapılan ÖSYM ve AÖF sınavlarında çalışması için birim amiri Sara Turgut ve Şube Müdürü Abdullah Görkem Ünal tarafından baskı gördü.

17 Kasım 2023 tarihinde sınıf temizliği yaparken düşerek iş kazası geçirdi. Ambulans ile Çiğli Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne kaldırıldı. İş kazası İKÇÜ Rektörlüğü tarafından SGK’ya bildirilmedi. Kazadan kaynaklı ağrı ve şikayetlerin artması üzerine gittiği Bergama Necla Mithat Öztüre Devlet Hastanesi’nden “ağır ve tehlikeli işlerde çalışması, uzun süre ayakta kalması beyin sinir cerrahisi açısından sakıncalıdır” yazan 3 aylık durum bildirir sağlık kurulu raporu verildi. Raporu birimine bildirmesi üzerine, Şube Müdürü Abdullah Görkem Ünal’ın “30 dakika çalışsın 5 dakika dinlensin” dediği Nuray Aras’a iletildi.

28 Mayıs 2024 tarihinde İzmir Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nden “uzun süre ayakta kalması gereken işlerde ve ağır işlerde çalışması beyin sinir cerrahisi açısından sakıncalıdır” yazan 6 aylık sağlık kurulu raporu verildi.

29 Mayıs 2024 tarihinde sağlık raporlarıyla birlikte, “MEB onaylı Dış Giyim Kalfalık ile Bilgisayar İşletmenliği sertifikalarının olduğunu, üniversitenin beden gücüne ihtiyaç duyulmayan ve uzun süre ayakta kalmayı gerektirmeyen bir biriminde çalışabileceğini” bildiren dilekçesini Rektörlüğe verdi. Cevap verilmemesi üzerine yazılan ikinci dilekçesine 30 Temmuz 2024 tarihinde “talebiniz uygun bulunmamıştır” şeklinde yanıt verildi.

31 Temmuz 2024 tarihinde 3 aydır beklediği fizik tedavi sırası geldiğinden tedavisine başladı. 9 Ağustos 2024 tarihinde Rektörlük fizik tedavi raporunu “fenne aykırı olduğu” şüphesiyle Nuray Aras’ı İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne sevk etti. 29 Ağustos 2024 tarihinde raporun “fenne uygun olduğu” sağlık kurulu raporuyla onaylandı.

İKÇÜ Rektörlüğü’nün tüm bu keyfi uygulamaları neticesinde 26 Eylül 2024 tarihinde Eğitim İş avukatlarıyla birlikte Üniversite’ye idari dava açtı. 6 Kasım 2024 tarihinde 8. İdare Mahkemesi tarafından yürütmeyi durdurma kararı verildi. Üniversitenin karara itiraz etmesi üzerine Bölge İdare Mahkemesi 5. İdari Dava Dairesi 5 Aralık 2024 tarihinde itirazı reddetti.

Nuray Aras tüm bu süreç boyunca mobbinge maruz bırakıldı. Özellikle özel eğitim günleri için kullandığı yıllık ve mazeret izinleri bittiğinde ağır engelli oğlunu derslere götürmesi engellendi.

Ağır engelli oğlunun askerlik yoklamasını 2023 yılında yaptırıp muafiyet almasına rağmen, askerlik şubesi İzmir Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne fenne uygunluğa gönderdi. Ekim 2024’te hastane sağlık kurulu işlemleri başladı. Oğlunun kurula gireceği birimlerden kontrol ve testler için randevular oluşturuldu. 4 Aralık 2024 tarihi için verilen psikolojik ve kardiyoloji testlerine gidebilmek için izin istemeye Birim Müdürü Abdullah Görkem Ünal’ın odasına gittiğinde Nuraya Aras’a yönelik olarak “asla izin veremeyeceğini, nankör bir insan olduğunu” bağıra çağıra defalarca söylemiştir. A. G. Ünal “Yıllık ve mazeret izinlerini oğlunun özel eğitimi için kullandırarak engelli oğluna iyilik yaptığını” söyleyerek bağırmaya devam etmiş, Nuray Aras ise “bu izni engelli oğlunun askerlik işlemlerini halletmek için kullanması gerektiğini, hastane randevularına gitmediği takdirde 2 aylık uğraşısının boşa gideceğini, izin istemek için gelmesinin tek sebebinin, engelli oğlunun mağdur olmasına engel olmak istemesi olduğunu” söylemiş, anne olduğunu hatırlatmıştır, A. G. Ünal’ın sert tutumu ve bağırmaya devam etmesi üzerine çaresizliğinden ağlamaya başlamıştır. Sonunda insafa gelip oğlunu hastaneye götüreceği dilekçesini kabul etmiştir. 42 yaşındaki Nuray Aras hayatı boyunca böyle bir aşağılanmaya maruz kalmamıştır.

16 Aralık 2024 tarihinde görev yeri değişikliği ve mesai saatleri güya mahkeme kararına uyularak hazırlandı ve kendisine tebliğ edildi. Buna göre normalde mesaisi 8.00-17.00 saatleri arasında olan Nuray Aras’ın yeni mesaisi sabah 8.00’da başlayıp, gece 20.30’da bitecektir. 1 saatlik öğle arası sayılmazsa, tüm mesaisi boyunca 15 dakika çalışıp, 15 dakika mola vermesi beklenmektedir.  Tüm sağlık raporlarına ve mahkeme kararına rağmen gene temizlik işi verilmiş olup her gün 6 adet sınıfı, çok sayıda laboratuvarın da bulunduğu Su Ürünleri Fakültesi ve Eczacılık Fakültelerine ait 2 bina ile Medya Merkezi’ni temizlemesi beklenmektedir.

17.30’dan sonra kampüs kapılarında bulunan güvenlik görevlileri dışında hiçbir çalışanın kalmadığı, hava karardıktan sonra çok sayıda köpeğin bulunması, saldırı ya da taciz riskinin olabileceği kampüste Nuray Aras’ın tek başına temizlik yapması beklenmektedir. Rektörlük, Nuray Aras’ın sağlığı ve oğlunun hayatıyla oynadığı yetmiyormuş gibi can güvenliğini de tehlikeye atmak istemektedir.

Nuray Aras, Eğitim İş Sendikası’nın İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Temsilcilik Başkanı’dır. Yoğun mesaisine rağmen haksızlıklara uğrayan ve hakkını arayan çalışanlar için mücadele etmektedir. İKÇÜ Rektörlüğü ise Nuray Aras’ı sağlığından etmek, ağır engelli oğlunu özel eğitiminden mahrum bırakmak için elinden geleni yapmakta, yasaları çiğnemekte, mahkeme kararlarını umursamamaktadır.

İKÇÜ Rektörlüğü derhal yaptığı yanlıştan dönmeli, başta YÖK, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı olmak üzere tüm yetkili kurumlar bu konuda gereğini yapmalıdır.

Emekçilerden yana taraf olan Eğitim İş Sendikası, temsilcilerine ve üyelerine yapılan haksızlıklar karşısında boyun eğmeyecek, kararlılıkla hak arama mücadelesini sürdürecektir.

KATEGORİDEKİ DİĞER HABERLER

ÖZGÜR, DEMOKRATİK VE BİLİMSEL ÜNİVERSİTE İÇİN MÜCADELEYE DEVAM!

Eğitim-İş olarak, 2024-2025 akademik yılına ilişkin Yükseköğretim Yıl Sonu Değerlendirme Raporu ve Taleplerimiz

Eğitim-İş olarak, 2024-2025 akademik yılına ilişkin Yükseköğretim Yıl Sonu Değerlendirme Raporu’nu, Türkiye genelindeki üniversitelerde yaptığımız basın açıklamaları ile kamuoyuna duyurduk. ⁠Üniversitelerdeki yapısal sorunları, ⁠akademik özgürlüklerin kısıtlanmasını, liyakat eksikliğini, öğrencilerin yaşadığı ekonomik ve sosyal zorlukları vurguladık; bilimin ışığında, özgür ve demokratik üniversite istedik. 
ODTÜ önünde yaptığımız basın açıklamasına, Genel Başkanımız Kadem Özbay, Genel Sekreterimiz Seher Ergin, Genel Mali Sekreterimiz Doğan Dağdelen, Genel Örgütlenme Sekreterimiz Bülent Metin, Genel Eğitim Sekreterimiz Veli Fırat Şimşek, Genel Basın Yayın ve Uluslararası İlişkiler Sekreterimiz Hüseyin Selçuk, Konfederasyonumuz Birleşik Kamu-İş Genel Başkanı Orhan Yıldırım ve Merkez Yönetim Kurulu Üyeleri ile Ankara Şubelerimiz katıldı. 
Genel Başkanımız Kadem Özbay’ın burada yaptığı açıklama şöyle: 
“Bugün üniversitelerimiz, tarihinin en ağır kuşatması altında. Yükseköğretimin, akademik özgürlüğün, bilimsel liyakatin, düşünce özgürlüğünün ve gençliğin geleceği gasp ediliyor. Ve biz Eğitim-İş olarak diyoruz ki: Bu karanlığa teslim olmayacağız!
Üniversitelerimiz bilim değil, rant üreten kurumlara dönüştürülüyor. Akademik liyakat yerine yandaşlık, özgür düşünce yerine itaat dayatılıyor! Üniversiteler apartman dairelerine sıkıştırılmış; akademik kadrolar bilimsel başarıya değil, siyasi yakınlığa göre belirleniyor. Gençlerimiz nitelikli eğitim hakkından, akademisyenlerimiz özgür bilim üretme ortamından mahrum bırakılıyor.
Rakamlar Yalan Söylemez: Üniversiteler Alarm Veriyor
2024/2025 verilerine göre, 129’u devlet, 79’u vakıf olmak üzere 208 üniversitede, 185 bini aşkın akademik personel ve 6.8 milyon öğrenci bulunuyor. Ancak ne yazık ki bu dev sistem artık eğitim ve bilim üretme işlevini yitirmiştir. Bilimsel yayın yapmamış isimler rektör olarak atanırken, ilerici akademisyenler soruşturma, baskı ve sürgünlerle susturulmaya çalışılmaktadır. 
Vakfı dahi olmayan vakıf üniversiteleri, bir kampüsü dahi olmayan apartman üniversiteleri adeta birer ticarethane mantığı ile işletilmekte ve diploma pazarlayan kurumlar haline gelmiştir. Reklam bütçeleri AR-GE harcamalarını geçen bu kurumlar, akademik ciddiyeti zedelemektedir.
Eğitimin hızla ticarileştirilip paralı hale getirilmesiyle milyonlarca gencimiz eğitimden kopmuş, güvencesiz çalışma koşullarıyla emek sömürüsüne maruz bırakılmıştır. 2015-2023 yılları arasında 2 milyondan fazla genç, üniversite eğitimini ekonomik nedenlerle yarıda bırakmıştır. Mezun olan gençler ise mezuniyet sonrası işsizlik ve düşük ücretle karşı karşıya kalmaktadır.
YÖK: Bilimin Önünde 44 Yıllık Bir Engel
12 Eylül darbesinin ürünü olan YÖK, bugüne kadar sayısız akademisyeni susturdu, üniversitelerin ruhunu boğdu. Avrupa Üniversiteler Birliği'nin 2024 raporuna göre, Türkiye akademik özerklik açısından 35 ülke arasında 35. sırada! Bu utanç verici tablo, üniversitelerimizin nasıl tek adam rejiminin tahakkümüne sokulduğunun açık göstergesidir. 
Liyakat Yerde, Yandaş Zirvede
Rektör atamaları Cumhurbaşkanı'nın iki dudağı arasında! Anayasa Mahkemesi'nin rektör atamalarını iptal etmesine rağmen bu karar tanınmamış ve üstüne 56 üniversiteye anayasaya aykırı biçimde rektör atanmıştır. Bu, sadece bir anayasa ihlali değil, üniversite özerkliğine açık bir saldırıdır. İktidar AYM kararlarını tanımadığı ve uygulamadığı gibi, Meclis’e yeni bir yasa teklifi sunarak, Cumhurbaşkanına; YÖK üyesi ve üniversite rektörü atama anlamında tam yetki getirilmesini hedeflemektedir. 
Akademik kadrolar, bilimsel liyakate göre değil, siyasi sadakate göre şekilleniyor. Üniversitelerde yandaşlara yönelik kişiye özel kadroların açılması adeta normalleşmiştir. Üniversitelere yeterli akademisyen kadrosu da verilmiyor. Araştırma görevlisi sayısı 2022'de 52 binken, 2025'te 39 bine düşmüştür!
Bütçe Var Ama Üniversitelere Yok!
2025 yılında devlet üniversitelerine ayrılan toplam bütçe 487 milyar TL. Aynı yıl Diyanet İşleri Başkanlığı'na ayrılan bütçe ise 130 milyar TL. Üniversitelerimizin birçoğu teknik donanım, kütüphane, laboratuvar, derslik, yurt ve kampüs açısından yetersiz. Bilimsel üretimin temel unsuru olan araştırma ve kongre katılım imkanları, bütçe yetersizliği nedeniyle sekteye uğramıştır. Bu tablo ülkenin bilime değil, itaate yatırım yaptığını açıkça göstermektedir.
Üniversitelerde Verilen Eğitimin Niteliği Düşüyor!
2016'da URAP sıralamasında ilk 1000'de yer alan üniversite sayımız 18 iken, bu sayı 2023'te 9'a düşmüştür. Türkiye, bilimsel yayın kalitesi açısından birçok Orta Doğu ülkesinin bile gerisinde yer almaktadır. Üniversitelerimiz adeta liseden hallice yapılara dönüşmüştür. Akademik ve mali özerkliği olmayan, rektörler eliyle eşe dosta akademik unvan dağıtılan yerler olmuştur. Bu politikalar birkaç yıl daha sürdürülürse Avrupa ülkeleri başta olmak üzere birçok ülke Türkiye üniversitelerinden mezun olanlara denklik belgesi vermeyecektir. Bunun küresel ekonomide karşılığı, gençlerimizin ellerindeki diplomalarla yurt dışında çalışamamaları olacaktır.
Üniversiteler, liyakat yerine iktidara bağlılık esasına dayalı olarak atanan yöneticiler eliyle adeta siyasallaştırılmış, özgür düşüncenin ve bilimsel üretimin engellenmeye çalışıldığı kurumlar haline getirilmiştir. Söyleşi, anma, eğlence gibi etkinlikler bile çağdışı gerekçelerle yasaklanırken, iktidarın sırtını sıvazladığı gerici yapılar üniversitelerde hakim hale getirilmiştir. 6 yaşında bir çocuğun evlendirilmesini savunarak pedofiliyi meşrulaştıran Nurettin Yıldız isimli sapkının üniversitelerde konuşturulması, bu ülkenin eğitim sisteminin nasıl bir çöküş içinde olduğunu tescillenmesi olmuştur. 
Öğrencilerin Anayasal Demokratik Hakları Yok Sayılıyor!
Öğrencilerin demokratik yollarla haklarını arama girişimleri baskılarla, şiddetle bastırılıyor.  Disiplin ve soruşturmalarla cezalandırılan öğrenciler üniversiteden ve KYK yurtlarından uzaklaştırılıyor, haksız yere tutuklanıyor ve eğitim hakları ellerinden alınıyor. İktidar eliyle atanmış rektörlerin, üniversite kampüslerine polisin girmesine izin vermesi; öğrencilere şiddet uygulanması kabul edilebilir bir durum değildir. AKP iktidarı kendisine boyun eğmeyen, itaat etmeyen üniversite öğrencilerini adeta düşman olarak görmektedir. Bu ülkenin en başarılı öğrencilerini haklarını aradıkları için tutuklamanın hiçbir meşru gerekçesi olamaz.
Üniversitelerde İdari Personelin Sorunları Artıyor!
Üniversitelerdeki idari ve teknik personel görmezden gelinmekte, ağır biçimde ayrımcı uygulamalara maruz kalmaktadır. Görevde Yükselme ve Unvan değişikliği sınavının merkezi olarak her yıl açılmaması ve mülakat uygulamaları haksızlıklara yol açmaktadır. Bu sınavlar her yıl en az iki kez yapılmalı ve atamalar bu sınav sonuçlarına göre gerçekleştirilmelidir. Ayrıca bu sınavlar, sadece şef ve şube müdürlüğü gibi kadroları değil, fakülte/enstitü/yüksekokul sekreteri ve daire başkanı gibi kadroları da kapsamalıdır. İdari personelin çalışma ortamları fiziki olarak yetersizdir. Döner sermaye payları adil bir şekilde dağıtılmamaktadır. Kamu personelinin önemli bir bölümü için yapılan ek gösterge değişiklikleri, teknik hizmetler sınıfında çalışan mühendis, mimar ve şehir plancılarına yapılmamıştır. Bu unvanlarla çalışanların ek göstergeleri 4800-6400 aralığında olmalıdır.
Üniversitelerimiz Kurtarılmalıdır!
Ülkemizin bilimsel geleceği, aydınlık yarınlarımız için üniversitelerin özerk, demokratik ve özgür yapıya kavuşması elzemdir. 12 Eylül darbesinin mirası olan YÖK kaldırılmalı, üniversiteler siyasi otoritelerden bağımsız, demokratik birer eğitim ve araştırma kurumu olarak yeniden yapılandırılmalıdır. Üniversitelerin yönetim mekanizmalarının demokratik ve katılımcı yapıya kavuşturulması gerekmektedir. Üniversiteler, Cumhurbaşkanı tarafından atanan rektörler tarafından değil, üniversite bileşenlerinin ortak iradesiyle seçilen kurullar eliyle yönetilmelidir. Üniversitelerimizde sürdürülmekte olan özerkliği yok eden müdahaleci politikalar ve akademisyenler, öğrenciler ve idari personel üzerindeki baskılar derhal sonlandırılmalıdır. Yükseköğretime yeterli bütçe ayrılmalı, üniversiteler kamu yararına ve evrensel bilginin ve bilimin üretildiği, ARGE çalışmalarının güçlendirildiği bilim yuvaları haline getirilmelidir. Bilimsel özgürlükler kullanılırken, toplumun gereksinimleri ve öncelikleri temel alınmalı, araştırma alanları bilimsel gelişmeler doğrultusunda seçilmeli, eğitim ve öğretim programları ile ders içerikleri akademik gelişmelere uygun olarak düzenlenmelidir. Akademik ve idari personelin maaş, çalışma koşulları, mesleki ve özlük hakları insanca yaşama ve çalışma koşullarını sağlayacak ve liyakati esas alacak şekilde düzenlenmelidir.
Üniversitelerin özgürlük ve özerklik mücadelesine olan desteğimizi kararlılıkla sürdürecek, hukuksuzca yapılan işlemleri yargıya taşıyacağız.
Üniversitelerimizi kurtarmak için hep birlikte mücadeleye devam edeceğiz!”

İzmir Basın Açıklaması İçin Tıklayınız

Yükseköğretim Raporu İçin Tıklayınız

 

 

 

DEVAMI

26 Mayıs 2025 Pazartesi günü saat 12.30 da Yıl sonu değerlendirme raporu kamuoyuna duyurulacaktır

Genel Merkezimizin aldığı karar gereği pazartesi günü saat 12.30 da Yıl sonu değerlendirme raporu kamuoyuna duyurulacaktır.

Bu kapsamda Pazartesi günü İzmir Demokrasi Üniversitesi önünde basın açıklaması yapacağız.

Yer   : İzmir Demokrasi Üniversitesi Önü

Tarih : 26 Mayıs 2025, Pazartesi

Saat  : 12:30

 

 

DEVAMI

Etkinlik Takvimi

Foto Galeri

  • Şube Açılışı
  • Başkanlar Kurulu
  • Milli Bayramlar
  • Basılı Basın

Videolar

  • Eğitim İş Yükseköğretim Şubeleri Yükseköğretim Kurumunu Ankara da Uyardı
  • Üniversitelerde Yurt Sorunu ile İlgili Şube Başkanı Elbey Kale nin Açıklaması
  • Ege Üniversitesi Kreş Hakkının Kaldırılmasını Protesto Ettik
  • Ege Üniversitesi Kreş Hakkının Kaldırılmasını Protesto Ettik